Türkiye tarihinin belki de en önemli eşiklerinden birinden geçiyor.
Bu eşik yalnızca silahların susması değildir.
Bu eşik yalnızca dağdaki teröristin silah bırakması değildir.
Bu eşik; yarım asra yakın süredir Türkiye'nin ayağına vurulan bir pranganın kırılmasıdır.
Bu eşik; anaların gözyaşının dinmesi, babaların evlat acısıyla toprağa bakmaması, çocukların yetim kalmaması, Mehmetçiğin tabutunun al bayrağa sarılı olarak baba ocağına gelmemesi demektir.
Ve adı çok açıktır:
TERÖRSÜZ TÜRKİYE!
BU TARİHÎ İRADENİN MİMARI: DEVLET BAHÇELİ
Günün birinde Türkiye'nin siyasi tarihi tarafsız bir gözle yazıldığında, Terörsüz Türkiye başlığının altında üzerinde en fazla durulacak isimlerden birinin hiç kuşkusuz Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli olacağı kanaatindeyim.
Çünkü Sayın Bahçeli, siyaseten belki de en ağır sorumluluklardan birini üstlendi.
Kolay olanı değil, zor olanı seçti.
Siyasi konfor alanında kalmak yerine elini taşın altına koydu.
Eleştirileceğini bildi.
İftiraya uğrayacağını bildi.
Sözlerinin çarpıtılacağını bildi.
Kendisini yıllarca alkışlayan bazı çevrelerin dahi ilk anda kendisini anlamayabileceğini bildi.
Ama bütün bunlara rağmen geri adım atmadı.
Çünkü onun önüne koyduğu mesele bir sonraki seçim değil, bir sonraki nesildi.
22 Ekim 2024'te ortaya koyduğu tarihî irade, aradan geçen süreçte çok daha geniş bir devlet politikasının kapısını açtı.
Bahçeli'nin yaptığı şey terörle pazarlık etmek değil; terörün Türkiye'nin gündeminden tamamen çıkarılmasını istemektir.
Onun ortaya koyduğu hedef, terör örgütünün silahıyla beraber tarihe gömülmesi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin karşısında silahlı hiçbir yapının kalmamasıdır.
İşte devlet adamlığı tam da burada ortaya çıkar.
Savaşılması gerektiğinde savaşmak cesarettir.
Savaşın biteceği zamanı görmek ise devlet aklıdır.
Devlet Bahçeli bugün bu tarihî sorumluluğun altına imzasını atmaktadır.
EN FAZLA SÖZ HAKKI ŞEHİT AİLELERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİNDİR
Bu mesele konuşulurken herkes konuşabilir.
Siyasetçi konuşabilir.
Gazeteci konuşabilir.
Akademisyen konuşabilir.
Bizler konuşabiliriz.
Ama birileri vardır ki onların sözü hepimizin sözünden ağırdır:
Şehit anneleri...
Şehit babaları...
Şehit eşleri...
Şehit çocukları...
Ve vücudunun bir parçasını bu vatana emanet etmiş kahraman gazilerimiz...
Çünkü terörün gerçek bedelini onlar ödedi.
Son dönemde gerçekleştirilen Terörsüz Türkiye buluşmalarında şehit yakınlarımızın ve gazilerimizin sürecin içinde yer alması son derece değerlidir. Devletin açıkladığı bilgilere göre onların hassasiyetleri yürütülen çalışmalara ve hazırlanan hukuki düzenlemelere de yansıtılmıştır.
Bu nedenle Terörsüz Türkiye, şehitlerimizi unutmak değildir.
Tam tersine;
Bir daha şehit vermemek için şehitlerimizin bize bıraktığı vatana sahip çıkmaktır.
Gazilerimizi unutmak değildir.
Yeni gazilerimizin olmaması için mücadele etmektir.
Şehitlerimizin aziz hatıraları üzerinden siyaset yapmak yerine, onların uğruna can verdiği Türkiye Cumhuriyeti'ni sonsuza kadar güçlü yaşatmanın mücadelesidir.
PEKİ TERÖR TÜRKİYE'DEN NE GÖTÜRDÜ?
Sadece canlarımızı mı?
Hayır.
Terör Türkiye'nin geleceğinden de çaldı.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının 2026 yılında kamuoyuyla paylaştığı çalışmada terörle mücadelenin Türkiye ekonomisine yaklaşık 2,3 trilyon dolar maliyet oluşturduğu açıklandı.
Bir düşünün...
2,3 trilyon dolar!
Bu rakamın büyüklüğünü günlük siyasi tartışmalar içerisinde anlamak kolay değil.
Bu parayla kaç fabrika kurulabilirdi?
Kaç üniversite yapılabilirdi?
Kaç hastane açılabilirdi?
Kaç hızlı tren hattı döşenebilirdi?
Kaç baraj yapılabilirdi?
Kaç çiftçimizin borcu kapatılabilirdi?
Kaç gencimize iş imkânı oluşturulabilirdi?
Kaç emeklimizin, işçimizin, memurumuzun hayat standardı yükseltilebilirdi?
Kaç bilim insanına araştırma bütçesi sağlanabilirdi?
Türkiye savunma sanayisinde, teknolojide, tarımda, enerjide ve sanayide bugün bulunduğu noktanın kim bilir ne kadar ilerisinde olabilirdi?
Terör yalnızca insanımızı öldürmedi.
Türkiye'nin sermayesini yedi, enerjisini tüketti, yatırımını geciktirdi, kalkınmasını yavaşlattı.
Türkiye'nin ayağına bağlanan ekonomik bir pranga haline geldi.
Şimdi o pranga kırılıyor.
SİLAHA GİDEN PARA ARTIK MİLLETE KALACAK
Terörsüz Türkiye'nin ekonomik anlamı tam olarak budur.
Terörle mücadeleye ayrılmak zorunda kalınan kaynakların giderek daha büyük bölümünün üretime, yatırıma ve refaha yöneltilebildiği bir Türkiye düşünün.
Fabrikalar...
Demiryolları...
Otoyollar...
Hastaneler...
Okullar...
Üniversiteler...
Teknoloji yatırımları...
Savunma sanayisi...
Enerji yatırımları...
Çiftçiye, esnafa, emekliye ve gençlere daha fazla kaynak...
Türkiye'nin yıllardır terörün açtığı kara deliğe gömdüğü ekonomik gücün ülkenin kalkınmasına yönelmesi, önümüzdeki yılların en büyük fırsatlarından biri olabilir.
ASIL BÜYÜK SIÇRAMA DOĞU VE GÜNEYDOĞU'DA YAŞANABİLİR
Terörün en büyük ekonomik tahribatlarından biri Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yaşandı.
Terör korkuttu.
Sermayeyi ürküttü.
Yatırımcıyı uzaklaştırdı.
Turizmin gelişmesini engelledi.
Gençlerin başka şehirlere göç etmesine yol açtı.
Şimdi başka bir dönem başlayabilir.
Diyarbakır'ın tarihini...
Mardin'in taş konaklarını...
Şanlıurfa'nın medeniyet mirasını...
Van Gölü'nü...
Hakkâri'nin dağlarını...
Şırnak'ın doğal güzelliklerini...
Bitlis'i, Siirt'i, Batman'ı düşünün.
Güvenliğin kalıcı hale geldiği bir ortamda buralar yalnızca Türkiye'nin değil, dünyanın önemli turizm merkezleri arasına girebilir.
Oteller yapılacak.
Restoranlar açılacak.
Yeni işletmeler kurulacak.
Fabrikalar yükselecek.
Tarım ve hayvancılık büyüyecek.
İhracat artacak.
Gençler kendi memleketlerinde iş bulabilecek.
Silahın sesi kesildikçe fabrikanın makinesi çalışacak.
Dağlarda kurşun değil, turistlerin fotoğraf makineleri ses verecek.
Terörle anılan şehirlerimiz üretimle, ihracatla, kültürle ve turizmle anılacak.
İşte Terörsüz Türkiye budur.
TURİZMDE TÜRKİYE'NİN ÖNÜNDE BAMBAŞKA BİR KAPI AÇILABİLİR
Türkiye zaten dünyanın önde gelen turizm ülkelerinden biridir.
Ama yıllarca uluslararası medyada Türkiye'nin adı terör saldırılarıyla yan yana getirildi.
Bunun turizme verdiği zararın hesabını kim yaptı?
Türkiye'nin tamamında kalıcı güven ortamının tesis edildiğini düşünün.
Ege...
Akdeniz...
Kapadokya...
İstanbul...
Karadeniz...
Doğu Anadolu...
Güneydoğu Anadolu...
Türkiye'nin tamamının büyük bir turizm koridoruna dönüşmesinin önünde çok daha geniş bir fırsat penceresi açılacaktır.
Turist sayısındaki her artış esnafa, otelciye, taksiciye, çiftçiye, restorana, havayolu şirketlerine ve dolayısıyla milyonlarca vatandaşımıza gelir demektir.
PEKİ BAZI SİYASİ PARTİLER NEDEN BU KADAR RAHATSIZ?
Burada İYİ Parti'ye, Zafer Partisi'ne ve Anahtar Parti'ye bir soru sormak gerekiyor.
Terörün bitmesinden mi rahatsızsınız, yoksa terörün bitirilme yönteminden mi?
Eğer ikincisiyse alternatifinizi ortaya koyun.
Çünkü bu partilerin Terörsüz Türkiye sürecine yönelik sert muhalefetini yalnızca sloganlarla açıklamak artık yeterli değildir.
İYİ Parti sürece karşı meydan mitingleri düzenliyor.
Zafer Partisi sürecin en sert muhaliflerinden biri.
Anahtar Parti de benzer şekilde karşı pozisyon alıyor.
Elbette demokratik siyasette karşı çıkmak onların hakkıdır.
Ama bizim de sormak hakkımızdır:
Alternatifiniz nedir?
Bir 40 yıl daha mı?
Bir 2,3 trilyon dolar daha mı?
Yeni şehit cenazeleri mi?
Yeni yetimler mi?
Yeni gaziler mi?
Yeni acılar mı?
Türkiye terörü hukuk içerisinde, devletin üniter yapısından, bayrağından, vatanından ve egemenliğinden taviz vermeden tamamen ortadan kaldırabiliyorsa buna neden karşı çıkılıyor?
Terör sona erdiğinde siyaset üretmek için kullanılan en güçlü korku başlıklarından biri de ortadan kalkacaksa, esas rahatsızlık bundan mı kaynaklanıyor?
Bunun cevabını milletimiz verecektir.
Ancak kimse terörle mücadeleyi siyasi mülkiyetine alamaz.
Şehit hepimizin şehididir.
Gazi hepimizin gazisidir.
Bayrak hepimizin bayrağıdır.
Vatan hepimizin vatanıdır.
Ve Terörsüz Türkiye 86 milyonundur.
TÜRKİYE ARTIK BÖLGESEL GÜÇ OLMAKLA YETİNMEYECEK
Meselenin belki de en önemli tarafı burada başlıyor.
Türkiye artık yalnızca kendi sınırları içerisinde düşünülmesi gereken bir ülke değildir.
Balkanlar'dan Kafkasya'ya...
Karadeniz'den Doğu Akdeniz'e...
Orta Asya'dan Orta Doğu'ya...
Afrika'dan Avrupa'ya kadar uzanan devasa bir coğrafyanın merkezindedir.
Savunma sanayisi büyüyen...
Enerji merkezi olma yolunda ilerleyen...
Jeopolitik ağırlığı artan...
Diplomatik kapasitesi yükselen...
Kendi insansız hava araçlarını, savaş gemilerini ve gelişmiş savunma sistemlerini üreten bir Türkiye var.
Böylesine büyük hedefleri bulunan bir devletin enerjisini içeride teröre harcaması kabul edilemez.
Türkiye'nin önündeki yeni hedef açıktır:
Bölgesel güçten küresel güce geçmek.
Terör prangası tamamen kırıldığında Türkiye'nin bütün enerjisi dışarıya, üretime, teknolojiye, ekonomiye ve diplomasiye yönelebilir.
İşte o zaman Türkiye yalnızca bölgesel masalarda değil, küresel masalarda oyun kuran ülkelerden biri olma iddiasını çok daha güçlü biçimde ortaya koyacaktır.
BU TOPRAKLAR ARTIK GÖZYAŞINA DOYDU
Biz yeterince şehit verdik.
Yeterince ana ağladı.
Yeterince çocuk babasız kaldı.
Yeterince genç toprağa düştü.
Yeterince para teröre gitti.
Yeterince zaman kaybettik.
Artık Türkiye'nin evlatlarının birbirinin cenazesine değil, birbirinin düğününe gitme zamanıdır.
Dağlarımızdan silah seslerinin değil, üretimin sesinin yükselme zamanıdır.
Annelerin telefon çaldığında yüreğinin ağzına gelmediği bir Türkiye'nin zamanıdır.
Doğu'nun da Batı'nın da, Türk'ün de Kürt'ün de aynı güçlü Türkiye'nin geleceğine omuz verme zamanıdır.
Ve bütün siyasi riskleri göze alarak bu tarihî kapıyı açan Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin ortaya koyduğu irade, Türkiye'nin yakın siyasi tarihinin en cesur hamlelerinden biri olarak kayıtlara geçmiştir.
Bugün belki herkes bunun büyüklüğünü göremiyor.
Fakat tarih büyük hadiseleri yaşandıkları günün gürültüsüyle değil, ortaya çıkardıkları sonuçlarla yazar.
Eğer yarın bu ülkede çocuklarımız terör kelimesini yalnızca tarih kitaplarından okuyacaksa...
Eğer bir daha analarımızın kapısına şehadet haberi gitmeyecekse...
Eğer dağlarımızda terörist değil turist gezecekse...
Eğer Güneydoğu fabrikalarla, üniversitelerle ve ihracatla yükselecekse...
Eğer Türkiye trilyonlarını teröre değil kendi evlatlarının geleceğine harcayacaksa...
O zaman bugün verilen mücadele her türlü siyasi hesabın üzerindedir.
Çünkü mesele bir partinin kazanması değildir.
Mesele Türkiye'nin kazanmasıdır.
Mesele seçim değildir.
Mesele gelecek nesillerdir.
Mesele birkaç yıllık siyaset değildir.
Mesele bin yıllık kardeşliğin gelecek bin yıllara taşınmasıdır.
Ve ben inanıyorum ki Türkiye bunu başaracaktır.
Silah kaybedecek.
Siyaset kazanacak.
Terör kaybedecek.
Kardeşlik kazanacak.
Korku kaybedecek.
Yatırım kazanacak.
Yoksulluk kaybedecek.
Üretim kazanacak.
Emperyal hesaplar kaybedecek.
BÜYÜK TÜRKİYE KAZANACAK!
Çünkü artık hedef bellidir:
HUZURLU TÜRKİYE.
GÜÇLÜ TÜRKİYE.
KALKINAN TÜRKİYE.
KÜRESEL GÜÇ TÜRKİYE.
Ve hepsinin önünü açacak tarihî hedef:
TERÖRSÜZ TÜRKİYE!
Bu hedef bir siyasi slogan değildir.
Bu hedef, çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miraslardan biridir.
Emrah Irsık










Yorumlar